ULUSAL ONUR
Uitgelicht
|
1,99 |
Naar shop
|
|
18,56 |
Naar shop
|
|
18,56 |
Naar shop
|
Beschrijving
Bol
ULUSAL ONUR – Türkiye'de Milliyetçiliğin Sefaleti, Levent Çağlar’ın felsefi derinlik, tarihsel bilinç ve vicdani sorumlulukla kaleme aldığı sarsıcı bir yüzleşme metnidir. Türkiye’de milliyetçiliğin yalnızca bir siyasal tutum değil, aynı zamanda bir ontolojik yanılsama, ahlaki çöküş ve hafıza bastırımı biçiminde işlediğini ortaya koyan bu kitap, “ulusal onur” kavramını yeniden tanımlayarak okuyucuyu radikal bir etik sorgulamaya davet ediyor. Kitap, milliyetçiliği sadece ideolojik değil; varoluşsal ve psikopolitik bir fenomen olarak ele alıyor. Ulus kavramını tanıma, sorumluluk ve özgürlük üçlemesi üzerinden yeniden inşa etmeye çalışırken, sabit kimlikler, mitolojik geçmiş anlatıları ve bastırılmış hafızaların, kolektif vicdanı nasıl felce uğrattığını gösteriyor. Çağlar, “ulus”u bir etnik hapishane değil, ahlaki bir tercih ve etik birlikte yaşama biçimi olarak yeniden düşünmeyi öneriyor. Kitabın ilk bölümleri, milliyetçiliğin tarihsel ve felsefi köklerini deşifre ederken, ulusal kimliğin nasıl doğallaştırıldığını ve bireyin varoluşsal güvensizliği üzerinden nasıl tahkim edildiğini gösteriyor. Bu sorgulama, milliyetçiliğin doğasını ve bireyin kimlikle kurduğu sahte güvenlik ilişkisini açığa çıkarıyor. İkinci bölümde, ulusların “negatif” ve “pozitif” modelleri arasında ahlaki bir ayrım yapılır. Negatif ulus, bastırma, inkâr ve tekçilikle tanımlanırken; pozitif ulus, tanıma, çoğulluk ve özdüşünümsel özgürlük ilkeleriyle yeniden düşünülür. Bu bağlamda “ulusal onur”, militarizmle değil, hakikatle yüzleşme cesaretiyle ölçülür. Kitap, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana izlediği inkârcı politikaları Lozan Antlaşması, dil ve tarih kurumları, eğitim müfredatı ve resmi anlatılar üzerinden sorgularken, Cumhuriyet’in “vicdani eksenini” kaybettiğini iddia eder. Bu eksenin yeniden kurulabilmesi için tarihsel travmalarla yüzleşme, kurumsal özür, kamusal hafıza reformu ve etik yurttaşlık tahayyülünün hayata geçirilmesi gerektiğini savunur. Dördüncü ve beşinci bölümler, Almanya, İtalya, Güney Afrika ve Kanada gibi örnekler üzerinden negatif ve pozitif ulus modellerinin ahlaki mimarilerini karşılaştırmalı olarak inceler. Özellikle Almanya’nın Holokost’la yüzleşme biçimi, Güney Afrika’nın Hakikat ve Uzlaşı Komisyonu, Kanada’nın yerli halklarla kurduğu onarıcı adalet mekanizmaları, Türkiye için hem bir ayna hem de bir umut kaynağı olarak sunulur. Kitabın son bölümleri, milliyetçiliğin psikopolitik boyutlarını —korku, hınç, narsisizm— analiz ederken, yurttaşlığın çocuklaştırılması, devletin tanrılaştırılması ve kamusal vicdanın çöküşünü tartışır. Çağlar, yeni bir cumhuriyet tahayyülünün ancak tanımaya dayalı bir anayasal yurttaşlık, etik öznenin kamusal alanda inşası ve geçmişle yüzleşmeye dayalı onarıcı adalet mekanizmaları ile mümkün olabileceğini savunur. Kitap, yalnızca bir eleştiri metni değil; aynı zamanda bir yeniden inşa çağrısıdır. Çağlar, “Ulus bir kan bağı değil, vicdan bağıdır” derken, milliyetçiliğin ahlaki olarak yeniden tanımlanabileceğini ve dönüştürülebileceğini iddia ediyor. Okuru yalnızca düşünmeye değil, kendisiyle ve tarihiyle yüzleşmeye çağıran bu eser, Türkiye’de vicdani siyaset için güçlü bir başlangıç noktası sunuyor. ULUSAL ONUR, kimlik siyasetinin ötesinde bir vicdan siyasetini savunan, milliyetçiliği yıkıcı değil kurucu bir ahlaki zeminle dönüştürmeyi hedefleyen, cesur ve entelektüel bir manifesto niteliğinde.
ULUSAL ONUR – Türkiye'de Milliyetçiliğin Sefaleti, Levent Çağlar’ın felsefi derinlik, tarihsel bilinç ve vicdani sorumlulukla kaleme aldığı sarsıcı bir yüzleşme metnidir. Türkiye’de milliyetçiliğin yalnızca bir siyasal tutum değil, aynı zamanda bir ontolojik yanılsama, ahlaki çöküş ve hafıza bastırımı biçiminde işlediğini ortaya koyan bu kitap, “ulusal onur” kavramını yeniden tanımlayarak okuyucuyu radikal bir etik sorgulamaya davet ediyor. Kitap, milliyetçiliği sadece ideolojik değil; varoluşsal ve psikopolitik bir fenomen olarak ele alıyor. Ulus kavramını tanıma, sorumluluk ve özgürlük üçlemesi üzerinden yeniden inşa etmeye çalışırken, sabit kimlikler, mitolojik geçmiş anlatıları ve bastırılmış hafızaların, kolektif vicdanı nasıl felce uğrattığını gösteriyor. Çağlar, “ulus”u bir etnik hapishane değil, ahlaki bir tercih ve etik birlikte yaşama biçimi olarak yeniden düşünmeyi öneriyor. Kitabın ilk bölümleri, milliyetçiliğin tarihsel ve felsefi köklerini deşifre ederken, ulusal kimliğin nasıl doğallaştırıldığını ve bireyin varoluşsal güvensizliği üzerinden nasıl tahkim edildiğini gösteriyor. Bu sorgulama, milliyetçiliğin doğasını ve bireyin kimlikle kurduğu sahte güvenlik ilişkisini açığa çıkarıyor. İkinci bölümde, ulusların “negatif” ve “pozitif” modelleri arasında ahlaki bir ayrım yapılır. Negatif ulus, bastırma, inkâr ve tekçilikle tanımlanırken; pozitif ulus, tanıma, çoğulluk ve özdüşünümsel özgürlük ilkeleriyle yeniden düşünülür. Bu bağlamda “ulusal onur”, militarizmle değil, hakikatle yüzleşme cesaretiyle ölçülür. Kitap, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana izlediği inkârcı politikaları Lozan Antlaşması, dil ve tarih kurumları, eğitim müfredatı ve resmi anlatılar üzerinden sorgularken, Cumhuriyet’in “vicdani eksenini” kaybettiğini iddia eder. Bu eksenin yeniden kurulabilmesi için tarihsel travmalarla yüzleşme, kurumsal özür, kamusal hafıza reformu ve etik yurttaşlık tahayyülünün hayata geçirilmesi gerektiğini savunur. Dördüncü ve beşinci bölümler, Almanya, İtalya, Güney Afrika ve Kanada gibi örnekler üzerinden negatif ve pozitif ulus modellerinin ahlaki mimarilerini karşılaştırmalı olarak inceler. Özellikle Almanya’nın Holokost’la yüzleşme biçimi, Güney Afrika’nın Hakikat ve Uzlaşı Komisyonu, Kanada’nın yerli halklarla kurduğu onarıcı adalet mekanizmaları, Türkiye için hem bir ayna hem de bir umut kaynağı olarak sunulur. Kitabın son bölümleri, milliyetçiliğin psikopolitik boyutlarını —korku, hınç, narsisizm— analiz ederken, yurttaşlığın çocuklaştırılması, devletin tanrılaştırılması ve kamusal vicdanın çöküşünü tartışır. Çağlar, yeni bir cumhuriyet tahayyülünün ancak tanımaya dayalı bir anayasal yurttaşlık, etik öznenin kamusal alanda inşası ve geçmişle yüzleşmeye dayalı onarıcı adalet mekanizmaları ile mümkün olabileceğini savunur. Kitap, yalnızca bir eleştiri metni değil; aynı zamanda bir yeniden inşa çağrısıdır. Çağlar, “Ulus bir kan bağı değil, vicdan bağıdır” derken, milliyetçiliğin ahlaki olarak yeniden tanımlanabileceğini ve dönüştürülebileceğini iddia ediyor. Okuru yalnızca düşünmeye değil, kendisiyle ve tarihiyle yüzleşmeye çağıran bu eser, Türkiye’de vicdani siyaset için güçlü bir başlangıç noktası sunuyor. ULUSAL ONUR, kimlik siyasetinin ötesinde bir vicdan siyasetini savunan, milliyetçiliği yıkıcı değil kurucu bir ahlaki zeminle dönüştürmeyi hedefleyen, cesur ve entelektüel bir manifesto niteliğinde.
AmazonPagina's: 262, Paperback, KDP AMAZON
Prijshistorie
* Prijshistorie bevat geen data van Amazon, Amazon Marketplace.
Prijzen voor het laatst bijgewerkt op: